“Kötü gidişe dur demek için halk sandığa gitmeli"
Halkın ekonomik kriz nedeniyle geçim sıkıntısı çektiğini, sayılı günler kalan seçimin halkın çok da gündeminde olmadığını ifade eden Jale Refik Rogers, mevcut meclisin halkın iradesini yansıtmadığını, kötü gidişe “dur” demenin yolunun yine sandıktan geçtiğini belirtti. Seçimleri boykot etmenin doğru bir yol olmadığını savunan Rogers, halkın değiştirme gücü olduğunu ve bunu kullanması gerektiğini söyledi. Rogers şöyle konuştu:“Birlikten kuvvet doğar. Eğer bir şeylerin değişmesini istiyorsak ve bu şekilde yönetilmeyi hak etmediğimize inanıyorsak, gidişata dur demek için sandığa gitmeliyiz. Ortaya koyacağımız iradeyle değiştirme gücünün elimizde olduğunu bilmemiz gerekiyor. Seçimleri örgütlü boykot etmek yerine örgütlenerek sandığa gidilmeli. Bu dönemde değişim için örgütlü mücadelenin çok daha anlamlı olduğunu düşünüyorum.”
“Dışa bağımlılığı azaltan yerli üretim için kafa yorulmalıdır"
Pandemi sürecinin ülkedeki üretimin önemini net bir şekilde gösterdiğini ifade eden Jale Refik Rogers, bundan sonrası için uzun vadeli planlama yapılmasının şart olduğunun altını çizdi:“Örneğin un üretimi için kullanılacak buğday türü ülkemizde üretilmiyor. Bu da bizi önemli bir temel tüketim maddesi olan unun üretiminde dışa bağımlı yapıyor. Hükümetin ülkede nasıl kaliteli üretim yapacağına kafa yorması gerekiyor. Devletin havadan ilaçlama gerektiren bu tür buğdayı üretecek alanı ayırması, yetiştirilmesi için planlama yapması ve teşvik etmesi gerekiyor. Böylece un üreticileri de bundan faydalanabilsin, dışa bağımlı olmadan kendi ekmeğimizin ununu üretebilelim. Bu, fiyatları da ucuzlatmaya yarayacaktır. Uzun soluklu planlama yapmak şarttır. Dünyada insanoğlunun yanlış uygulamaları sonucu, doğal kaynaklar günden güne azalmaktadır. Çevre kirliliği ve iklim değişikliği nedeni ile tarımsal üretim de tehlike altına girmiştir. Ülkemizde de tarımla ilgili uzun vadeli planlama yapmak devletin bir önceliği olmalıdır. Bu güne dek bu planlamaya en büyük engel, hükümetlerin ve kamuda yöneticilerin sürekli değişmesidir. Her değişen hükümetle dairelerin de müdürleri değişiyor. Bu da ülkemizdeki kamuda kurumsal hafıza oluşamamasına, sürdürülebilirlik olmamasına sebebiyet veriyor. Üçlü kararname ile yapılan atama ve görevden alımlarla yıllarca kamunun içi boşaltıldı. Biz müşavirliği kaldırarak, bu kişilerin görevden alınsa da eski maaşına ve eski görevine dönmesini sağladık ve kamu içindeki beyin göçünün biraz olsun önüne geçmiş olduk. Artık bir kişi müdür veya müsteşar atanırsa görevden alındığında evde oturup maaş almak yerine eski görevine ve eski maaşına dönmek zorunda. Ancak bu da yeterli değildir. Kamu reformunun en önemli bacağı hayata geçirilmelidir, müdürler sınavla atanmalıdır. Biz göreve geldiğimizde bu konuda ısrarcı olacağız. Kamuda verimliliği artıracak adımları atacağız.”